Ankara’da merkezle çevre arasındaki ilişki, kısa vadeli bir ihtiyaç alışverişi değildir. Bu ilişki, yüzyıllara yayılan bir müzakere geleneği üretmiştir. Merkez karar alır; çevre bu kararın hayatta nasıl karşılık bulacağını belirler. Bu karşılıklı etkileşim, Ankara’nın siyasal ve toplumsal direncini artırmıştır. Başkent olmanın getirdiği ağırlık, çevreyle kurulan bu dengeli bağ sayesinde taşınabilmiştir.
Tarih boyunca Ankara’nın çevresi, merkezin yalnızca tedarikçisi olmamıştır. Aynı zamanda uyarıcı bir alan olmuştur. Merkezde hızlanan süreçler, çevrede yavaşlar; yavaşlayan şeyler düşünmeye fırsat verir. Bu yüzden Ankara’da çevre, merkezin hatalarını törpüleyen bir zemin işlevi görmüştür. Şehir, kendi kendini bu yolla dengelemiştir.
Bu denge, göç hareketlerinde de kendini gösterir. Merkeze yönelen nüfus, çevreyle bağını koparmamıştır. İnsanlar, merkezde çalışırken çevrede yaşamaya; çevrede üretirken merkezle temas kurmaya devam etmiştir. Bu çift yönlü akış, Ankara’yı tek merkezli bir yığılma olmaktan korumuştur. Çevre, merkezin aşırı yoğunlaşmasını engelleyen bir tampon alan olarak çalışmıştır.
Ankara’nın çevre ilçeleri, bu yüzden tarih boyunca yalnız “geri kalan” yerler olarak algılanmamıştır. Onlar, merkezin ihtiyaç duyduğu istikrarı üretmiştir. Merkezde değişen yönetimler, dönüşen kurumlar ve yenilenen yapılar karşısında çevre, sürekliliği korumuştur. Bu süreklilik, başkentin yönünü kaybetmemesini sağlamıştır.
Merkez–çevre ilişkisinin bir diğer boyutu da kültürel alışveriştir. Merkezde şekillenen yeni alışkanlıklar, çevrede sınanmış; çevrede korunan gelenekler ise merkeze taşınmıştır. Bu karşılıklı akış, Ankara’nın kültürünü tek yönlü olmaktan çıkarmıştır. Şehir, hem yeniyi üreten hem de eskiyi muhafaza eden bir karakter kazanmıştır.
Bu karakter, Ankara’yı Anadolu’dan koparmamıştır. Başkent olmanın getirdiği resmî dil ve idari yapı, çevre sayesinde yumuşamıştır. Çevre ilçeler, Ankara’nın Anadolu ile bağını canlı tutmuştur. Bu bağ koptuğunda başkent yabancılaşır; korunduğunda ise şehir yerli kalır. Ankara’nın yerliliği, merkezden çok çevrede muhafaza edilmiştir.
Ankara’da çevre, bu yüzden sessiz bir denge unsurudur. Görünmez olabilir; ama etkisiz değildir. Merkezde alınan kararların hayata geçme biçimi, çevrede şekillenir. Çevre, merkezin hızını ayarlar. Bu ayar, çatışmayla değil; alışkanlıkla yapılır. Ankara’nın farkı, bu alışkanlığı kurumsallaştırmadan yaşatmış olmasıdır.
Sonuçta Ankara’nın merkezle çevre arasındaki ilişkisi, bir üstünlük meselesi değildir. Bu ilişki, birlikte ayakta kalma bilgisidir. Merkez, çevre olmadan sertleşir; çevre, merkez olmadan dağılır. Ankara, bu iki ucu birbirine bağlayarak var olmuştur.
Başkent, çevresiyle birlikte başkenttir.
Ankara, bu gerçeği erken kavramış bir şehirdir.